‘Türkler geliyor’ dedi, iki ordu birbirini vurdu! Osmanlı tek mermi atmadan kazandı

Derleyen: Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr – Tarih birbirinden ilginç savaş hikâyeleriyle dolu. Birçoğu ders kitaplarında da karşımıza çıkan bu savaşlar arasında özellikle de içlerinden birinin hikâyesi oldukça ilginç detaylara sahip: Tam 623 yıl boyunca hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya Arşidüklüğü arasında gerçekleşen 2 günlük Şebeş Muharebesi. 21-22 Eylül 1788 yılında yaşanan bu savaşı oldukça garip bir sebep yüzünden Osmanlı İmparatorluğu kazandı. Hiçbir Osmanlı askerinin burnu bile kanamadan kazanılan bu garip savaşın detayları da bir hayli ilginç.

Avusturya Arşidüklüğü, 18’inci yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı tarihinde büyük değişimler ve kırılmalar yaşatmıştı. Osmanlı’nın ‘Lale Devri’ olarak anılan duraklama ve gerileme dönemlerinin belirlenmesindeki yapı taşlarından biri olan bu ülke, enteresan bir savaşla daha Osmanlı için akılda kalan bir ülkeydi.

İKİ CEPHELİ BİR SAVAŞA DÖNÜŞTÜ

Rusya’nın 1774 yılında Osmanlı Devleti’yle gerçekleştirdiği Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra Osmanlı’ya ağır şartların dayatılması ve Avusturya ile ittifak içerisinde kuşatmayı genişletmeye yönelmesi, kısa bir süre sonra yeni bir savaşın çıkmasına yol açtı. Rusya’nın Kırım bölgesinde baskılarını artırması üzerine Osmanlı Devleti’nin 17 Ağustos 1787’de özellikle Kırım’ın geri alınması amacıyla başlattığı Osmanlı-Rus Savaşı, bu devletle ittifak içinde bulunan Avusturya’nın da 9 Şubat 1788’de dahil olmasıyla iki cepheli bir savaşa dönüştü.

Dönemin Avusturya İmparatoru II. Joseph, Fransız İhtilâli sebebiyle bu müttefikinden yardım alamayacağını anlaması ve kendi sınırları içerisinde uyguladığı sıkı reformlar yüzünden ayaklanmaların başlaması üzerine, kısa bir süre sonra savaşı bitirmeye odaklanmıştı. Ancak Osmanlı Devleti ve Avusturya arasında süren savaşlar uzun yıllar devam etti. Şebeş Savaşı da onlardan biriydi.

100 BİN ASKER VE 500 TOPLA KAMP KURDU

Takvimler 1788’i gösterdiğinde tahtta Sultan I. Abdülhamid oturuyordu. Padişahın emriyle Çerkez Hasan Paşa komutasında bir süvari birliği hazırlanarak Muhadiye’den İmparator II. Josef’in idaresindeki Avusturya birliklerinin bulunduğu Şebeş Boğazı civarına hareket ettirildi. 30 Ağustos 1788’de Avusturya İmparatoru II. Joseph’in 130 bin kişilik kuvvetiyle bugünkü Romanya sınırlarındaki Temeşvar eyaletindeki Mehadiye bölgesi yakınlarında karşı karşıya geldi. Osmanlı kuvvetleri kesin bir galibiyet kazandı. 50 bin kadar kadın ve çocuk esir alındı. Avusturya İmparatoru ve ordusu, Şebeş’e zor sığındı.

Bu bozgundan sonra İmparator II. Joseph, yaklaşık 100 bin civarındaki asker ve 500 top ile Karaşebeş Kasabası’nda yeni bir muharebeye hazırlanmak için kamp kurdu. Bizzat İmparator II. Josef’in idaresinde bulunan Avusturya askerlerinin sayısı buraya gönderilen Osmanlı birliklerine oranla oldukça fazlaydı. Hatta bu durumdan endişe eden Çerkez Hasan Paşa bir taarruz etmekten dahi çekindi. Fakat ‘Serdar-ı Ekrem’ (Büyük Komutan) olarak Osmanlı ordusuna kumandanlık eden Koca Yusuf Paşa’nın oldukça sert tepkisi üzerine taarruz için gerekli hazırlıklara başlandı. Koca Yusuf Paşa’nın amacı Avusturya birliklerini olabildiğince farklı yönden kuşatma altına alarak bozguna uğratmaktı. Bu çerçevede Avusturya birliklerinin arka tarafına giden bir yol bularak buraya Darendeli Vezir İbrahim Paşa komutasında bir süvari birliği konuşlandırmak üzere harekete geçirdi.

‘TÜRKLER, TÜRKLER’ DİYE BAĞIRMALARI KARGAŞA YARATTI

Osmanlı birliklerinde yaşanan hareketlilikten çekinen Avusturya askerlerinin 21 Eylül 1788 akşamı yerlerini terk ederek Şebeş taraflarına doğru çekildiği haberi alındı. Bunun üzerine Çerkez Hasan Paşa emrindeki birliklerle hemen düşman askerlerini takibe başladı.

Bir iddiaya göre, yaklaşık 100 bin kişilik Avusturya ordusu Karaşebeş Kasabası yakınlarında kamp kurarak Osmanlı askerlerini beklemeye başladı. Hussar Birliği (hafif süvari birliği) ise Osmanlı askerlerini aramak için nehrin karşı kıyısına geçti. Ancak o sırada karşılaştıkları Eflak köylüsü bir çingene kervanı, bir yığın içkiyi askerlere sattı. Süvari birliği kampa geri dönmedi ve bulundukları yerde içki partisi düzenlemeyi tercih etti. Bu teklif askerlerin ilgisini çekti ve Osmanlı askerlerini bulmak amacıyla çıktıkları yol birdenbire beklenmedik bir eğlenceye dönüştü.

Birliğin geri dönmemesinden endişelenen piyade birliği ise Hussar birliğini bulmak için nehri geçti ve süvari birliğinin içki eğlencesini görünce katılmak istedi. Fakat Hussar askeri teklifi kabul etmedi ve aralarında anlaşmazlık çıktı. İçkinin etkisiyle birlikte bu anlaşmazlık kavgaya dönüştü ve silahlar patladı. Çatışma devam ederken piyadeler, Hussar birliğini korkutmak için “Turciii, Turcii” (Türkler! Türkler!) diye bağırıyordu. Hussar askerleri kaçmaya başlayınca süvarileri gören diğer askerler de aynı yola saptı. Havanın da kararmasıyla birlikte ordunun büyük bir kısmının ana karargaha doğru koştuğunu gören birlik komutanı ise Osmanlı’nın saldırısına uğradıklarını düşünerek ateş emri verdi.

TAM 10 BİN ASKER ÖLDÜ, OSMANLI ORDUSU ŞAŞKINA DÖNDÜ

Silah seslerini duyan diğer birlikler ise ne olduğuna anlam veremedi ve Türklerin baskın yaptığını düşündü. İçkiden çıkan tartışma bütün orduya sirayet etti. 100 bin kişilik ordunun çoğu farklı milletlere mensup oldukları için de ne olduğunu birbirlerine anlatamadılar. Anlaşmazlıktan büyüyen çatışma çığ gibi devam etti. Durumun farkında olan Avusturyalı subaylar, ‘Halt, Halt!’ (Durun!) diye bağırınca, Almanca bilmeyen askerler de bunu ‘Allah Allah’ diye anladı. Böylece askerler kendi dillerinden konuşmayan birliği Türk sanıp saldırıya geçtiler. Diğer birlikler ise her gördükleri gölgeyi Osmanlı askeri sanıp ‘Osmanlılar geliyor’ nidalarıyla kendi birliklerine ateş ettiler.

Ortalık adeta yangın yerine döndü. Yaşanan panik ve korkudan dolayı Avusturya ordusu büyük bir bozguna uğradı. Ordunun önemli bir kısmı telef olurken kalan askerler ise canlarını çok zor kurtarmıştı. Tüm ordu resmen birbirini vurmuştu. Hatta büyüyen çatışmadan kaçmaya çalışan İmparator II. Joseph atından düşüp sakatlandı. Bütün bunlar yaşandıktan iki gün sonra olay yerine gelen Osmanlı ordusu, 10 bin kadar ölü ve yaralı Avusturya askeriyle karşılaşınca büyük bir şaşkınlık yaşadı. Savaş alanına gelmeden ve bir çarpışma yaşamadan büyük bir zafer kazandı ve Şebeş tek bir Osmanlı askerinin burnu kanamadan fethedildi.

Yaşanan tuhaf zafer hakkında Ahmet Cevdet Paşa’nın ifadesiyle “Bu bir inayet-i ilahiye (ilahi yardım), umulmayan bir mevhibedir (bağış, hediye)” denilmişti. Olay nihayetinde Avusturya ordusu kendi kendini mağlup etmiş oldu. Sebeş ve çevresinde elde ettiği zaferler sonucunda Osmanlı ordusu, yaklaşık bin kadar esir aldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir